Soruların Gizli Dili


İş ve özel hayatımızda, “Sorma gitsin”, “Sora sora Bağdat (Kâbe) bulunur”, “Soran yanılmamış”, “Birini soru yağmuruna tutmak”, “Birine soru sorar gibi bakış fırlatmak”, “Bir soru ortaya atmak”, “Bir soru karşısında şaşkına dönmek”, “Soran dağları aşmış, sormayan düz yolda şaşmış”, “Müzakereyi bir soru ile kesmek”, “Beyhude bir soru”, “İkide bir karşımıza çıkan soru”, “Cevabı içinde saklı soru”, “Bir bilene soralım”  ve “Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir” gibi deyim, özdeyiş ve atasözlerini kullanırız.

Bu kitabı kaleme almama karar verdiren en önemli nedenlerden birisi de  “İnsanlar neden nadiren çok iyi soru sorarlar?”, “İnsanlar hayatı nasıl bir süreç olarak ele alırlar?”, “İnsanlar dünyaya keşfetmek için mi bakıyorlar, yoksa izlemek için mi?”, “İnsanlar her güne yeni sorularla mı başlıyorlar? yoksa…” gibi sorular oldu. Ayrıca bu kitabı yazarken, çok sayıda değişik alandan uzmanların yazdıklarını araştırdım, inceledim ve bildiklerimle karşılaştırdım.

Bu hareket soruları daha sonra benim için bir deneme oldu.  Her zaman sormak istediğimiz ancak şu ya da bu sebeple sormaktan vazgeçtiğimiz ve kendimiz için sakladığımız bütün soruları derleseydik ne olurdu acaba? Çoğu zaman sormadığımız ve sormadığımıza pişmanlık duyduğumuz sorular, bizi düşündürecek veya güldürecek sorulardır.

İnsanların ikili ilişkilerine ve bu konuda karar verme süreçlerine etki edebilecek bazı hususlar vardır. Bunların arasında ilk sırada ön yargılarımız ve sabit düşüncelerimiz gelmektedir. Özellikle karşımızdaki kişinin dış görünümüne ilişkin diğer insanlarla paylaşılan sabit yargılar, soru sorma ve cevap verme becerileri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Bu bağlamda doğru soru sorma ve bilgece cevap verme son derece önemlidir. Bu yüzden eserde bu hususların üzerinde önemle durulmuştur.

Elinizdeki kitap sormaya ihtiyaç duyduğumuz sorulara giden yolları ve aradığımız, hedeflediğimiz cevapları elde edebilmemiz için bunları hangi biçimde soracağımızı gösteriyor. “Doğru” biçimde sorulmuş sorular, karşımızdakine beynini kullanmasında da yardımcı olur. Soruların en heyecan verici kullanımlarından biri de şudur: Karşımızdakine, sorunun kendi içinde bir cevabı olduğunu göstermek!

Bu kitap, siz kendi cevaplarınızı ararken elinizde bir mum, ayaklarınızın altında bir merdiven, denizde bir fener olsun diye yazıldı. Bu kitap, sizin hayat kalitenizi yükseltmek, sizi bir üst seviyeye çıkartmak, hayatı bir kutlamaya çevirmek ve sonuçta sizi harekete geçirmek üzere kaleme alındı.

Bilge kişiye sorulmuş:

“Bir insanın akıl düzeyini nereden anlarsınız?”

“Konuşmasından” demiş.

“Ya hiç konuşmazsa?”

Bilge hafifçe gülerek şu cevabı vermiş:

“O kadar akıllı insan yoktur!”

Bazen hayatta sahip olmak istediğin şeylerle aranda duran sadece basit bir sorudur…

İnsanların soru sormaları için merak etme, ilgi duyma ve anlama  isteğinin var olması gerekmektedir. Gelişen, değişen ve soru soran insan fark eden, farkındalığı olan insandır. Soru sormak, soru soracak duruma gelmek bir gelişimdir.

Aydın insan, inceleyen, soran, sorgulayan, araştıran ve sonuç çıkaran insandır. Değişim ve dönüşümden korkmayan, yeni şeylere karşı heyecanlı ve bildikleri ile yetinmeyen ve daima araştıran insandır. Çünkü hayatın kendisi harekettir, değişim ve dönüşümdür. Yaradılış, gelişim üzerine inşa edilmiştir. Soru sormak da gelişimin bir gereği ve itici gücüdür. Onun için aklımıza gelen her şey sorgulanabilir ve her şey hakkında soru sorulabilir, araştırılabilir.

Soru sorma becerisine sahip olmak, gerçekten de çağımızda çok önemli bir konu haline gelmiştir. Soru sormak hem soran kişinin, hem de soru sorulan kişinin yetkinliğini artırır, daha fazla araştırmaya, daha fazla gözlem yapmaya ve öğrenmeye yöneltir. Kendine, bilgisine güveni olmayan kişi, soru sorulmasından ve söylediklerinin sorgulanmasından hoşlanmaz. O yüzden karşı görüşü reddeder ve kendi yolunun “tek doğru” olduğunu iddia eder. Dolayısıyla cevapları da net ve gerçek olmaz.

“Soru” sözcüğü Türkçe Sözlük’te “Bir şeyi öğrenmek için birine yöneltilen ve karşılık gerektiren söz veya yazı” şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir ifadeyle soru kavramı; “bütün öğeleri tam olarak verilmeyen bir düşüncenin, bir görüşün tanımlanmasına, yorumlanmasına ve eksiksiz bir biçimde belirlenmesine yardımcı olan söz” diye tanımlanabilir.

Farklı Soru Tanımlamaları

  • Sormak bir yol açmaktır, konuşmaya, diyaloga giden adımdır.
  • Sormak hayatı anlama ve anlamlandırma çabasıdır.
  • Soru öğrenmenin, düşünmenin, yeni bağlantılar kurmanın yoludur.
  • Soru, bir başkasına yönelme, ilgilenme ve konuya katılma biçimidir.

Soruları birçok farklı nedenle ortaya koyar ve şu konularda yararlanabiliriz:

  • Daha çok bilgi edinmek,
  • Tartışma ya da fikir alışverişinde bulunmak,
  • Açıklama istemek,
  • Birinin işbirliğini sağlamak,
  • Başkalarını işe dahil etmek ve güdülemek,
  • İnsanlara düşünme ve öğrenmede yardımcı olmak,
  • Arkadaş edinmek,
  • Yalnızlıktan kurtulmak,
  • İlişkileri boyutlandırmak,
  • Etkili ve doğru ilişkiler kurmak,
  • Merak uyandırmak,
  • Eleştiriyi ortadan kaldırmak,
  • Duygudaşlık göstermek,
  • Bencillikten kurtulmak,
  • Üretkenliği ve verimliliği artırmak,
  • Uyum sağlamak,
  • Muhatap üzerinde güven oluşturmak,
  • İnsanları ikna etmek,
  • Sorunları çözmek,
  • Hataları azaltmak,
  • Fikirleri açıkça dile getirmek,
  • İtirazları kolaylıkla bertaraf etmek,
  • İşbirliği sağlamak,
  • Gerilimi ve stresi azaltmak,
  • Yakınlık kurmak,
  • Düşünce dünyasına dalmak,
  • Terfi almak,
  • Kariyerinde yükselmek,
  • Etkili bir iz bırakmak,
  • Muhatapları dinleme becerilerini kazanmak,
  • Daha hızlı çıkarımlar sağlamak,
  • Öz saygıyı geliştirmek,
  • Sürüncemede kalmaktan kurtarmak,
  • Moral düzeyini yüksek tutmak,
  • Bilinmeyenleri ortaya koyarak öğrenmek,
  • İyi bir pazarlamacı olmak,
  • Konuşma zevkini artırmak.

Soru sormak basit bir zihinsel süreç değildir. Soru sormak;

  • Cesaret ister,
  • Merakla beslenir, yeni meraklar yaratır,
  • Kararlılık gerektirir,
  • Sonucu göğüsleyen bir direnç ister.

Dilime pelesenk ettiğim Şeyh Sadi’nin şu güzel sözü de çok şeye açıklık getirmektedir: “Bilseydi sorardı, Bilmiyor ki sorsun. Sorsaydı bilirdi, Sormuyor ki bilsin.”

Eğer emin olsaydık sorar mıydık? İyi soru soranlar kafalarındaki kuşkuyu gidermek isteyenler; soramayanlar ise aklında pek kuşku bulunmayanlardır. Bu yüzden, ilişkilerimizde ve gündelik hayatımızda hiçbir şeyden emin olmamak gerekir!

Günlük hayat akışı içinde özellikle iş hayatımızda karşımıza çıkan hilekar rakiplerimiz, bizi, üzerinde pek fazla düşünme imkânı bulamadığımız kararlar almaya teşvik ederler ve o yöne doğru iterler. Bizi aceleye getirerek, ağzımızdan “evet” cevabını almak isterler.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda, karşınızdaki kişiye uyarıda bulunmanız gerekir ve bunun yolu da ancak, doğru sorulmuş bir sorudur:

“Bir dakika, beni böyle alelacele bir karar vermeye zorlayamazsın” diyebilmek ve karar öncesinde zaman kazanmak için, “bana bunu bir daha açıklayabilir misiniz?” veya “sizin bana açıklamaya çalıştığınız bu konunun, benim için bu kadar önemli olduğunu nereden biliyorsunuz?” gibi sorular sormak, hem rakibi duraklatır, hem de size zaman kazandırır.

İnsanları sorularından tanımak aslında çok kolaydır. Sorunun asıl amacı gerçeği öğrenmektir. Gerçeği öğrenirken, ön yargı, inançsızlık, öfke, aşağılama da sorunun içine gizlenebilir. Bu yüzden soruyu soran, cevabı verenden daha çok belli eder kendini… Biz nasıl sorular soruyoruz acaba gün içinde? Ya da sorularımızla farkındalığımızı nasıl ortaya koyuyoruz?

Örneğin evlilikler… Evlilikler sorulan soruların yanlışlıklarıyla bitmiyor mu? Eşler arasında genellikle, “Özledim seni, Konuşalım mı?” sorusu yerine, “Neredesin?”, “Neden bunu böyle yapıyorsun?”, “Niye konuşmuyorsun”  gibi sorular gündeme gelir.

Sorgulama öz farkındalık ve kişisel gelişimin kilit noktasıdır. Bu süreçte güçlü sorular sormak elzemdir. Başlangıçta zihnimizin karışması ya da doğru sorular sorup sormadığımız konusundaki endişelerimiz bu sürecin olmazsa olmazlarındandır.

İçten, sıcak diyaloglarımızda sıkıcı sorulara yer vermemeliyiz. Zira, soruyu ne zaman, nerede ve nasıl sorduğumuz önemlidir.

Soru Sormada Kaçınılması Gereken Hususlar

  • Soruları yinelemekten kaçınılmalıdır. Çünkü, yinelemek karşımızdakinin dikkat etmesini önler, zaman kaybettirir, düşüncelerin dağılmasına yol açar.
  • Soruyu sorup arkasından cevabını söylemek de farkında olmadan yapılan hatalardan biridir. Böyle yapmak, muhataplarımızda onlara güvenilmiyormuş, cevaplarına inanılmıyormuş izlenimi bırakabilir.
  • Düşünmeyi teşvik etmediği için, cevabı evet/hayır olan sorulardan kaçınılmalıdır.
  • Sorunun cevabını tam veremeyen kişiye  “haydi,  bir şeyler söyle’’ gibi onun daha fazla takılmasına neden olacak tavırlar yararsızdır. Bunun yerine ipucu verilebilir ya da soru basitleştirilebilir.
  • Arka arkaya soru sormaktan, biri cevaplanmadan başka bir soruya geçmekten de kaçınılmalıdır.
  • Amaçsız, sıradan ve sadece soru sormuş olmak için soru sormaktan kaçınılmalıdır.
  • Anlaşılması zor ve çok uzun sorulardan kaçınılmalıdır.
  • Soru olduğu anlaşılmayan sorulardan kaçınılmalıdır.
  • Sorularınıza karşılık alabileceğiniz cevabı kabullenecek durumda değilseniz veya başa çıkabileceğinizden şüphe duyuyorsanız asla soru sormayın. Bu durumda karşınızdaki kişi haklı olarak “O zaman niye sordu ki?” diye düşünecektir.
  • Yönelttiğiniz sorularınıza aldığınız cevabı asla eleştirmeyin, ön yargıyla hareket etmeyin veya cevap verenle alay etmeyin. Başka kişilerle alay etmek hiçbir zaman akıllıca ve uygun bir davranış değildir ama birisi sorunuzu cevaplama inceliğini gösterdikten sonra onunla alay etmek özelikle aptalca olacaktır. Çünkü o kişi bir daha sorunuzu cevaplamaz.
  • Eğer ciddiye almayacaksanız, sorularınızla kimseden öğüt istemeyin ayrıca kararınızı verdikten sonra da yorum istemeyin.
  • Eğer cevabı önceden biliyorsanız veya duymak istediğiniz cevap çok belirgin ve açıksa soru sormayın. Zira karşınızdakini yalan söylemek zorunda bırakırsınız.
  • Sizi doğrudan ilgilendirmeyen konular hakkında soru sormayın. Soru sorma nedeninizi düşünün ve eğer iyi bir nedeniniz yoksa sormayın. Bu bağlamda alacağınız bilginin ne işinize yarayacağını değerlendirin. Birisi size uygunsuz ve sıradan bir şey sorduğunda da onu, bilmesini istediğinizden ya da gerçekte bilmek istediğinden daha fazla cevaplamayın.

Kişiler arası  iletişimde, ilk dakika önemlidir. İnsan davranışları, diğer insanlar üzerinde yaratılan “ilk izlenim”e göre şekillenir. İletişimde tekrarlanamayacak tek şey, “ilk izlenim”dir. Öyle görünüyor ki, insanlar bir başkasıyla karşılaştıkları ilk dört saniye içinde o insanla ilgili, hiç de o kişinin söylediklerine dayanmayan bir yargıya varıyorlar. O dört saniyeden sonra olan herhangi bir şey, varılan yargıyı nadiren değiştiriyor. Genel kabul görmüş bir kurala göre ilk izlenimler, kişinin nasıl görüldüğü ile ilgili bir mantık çerçevesinin oluşturulmasına ve daha sonra da elde edilen verilerle bu çerçevenin doldurulması ya da tümden değiştirilmesine dayanmaktadır.

Tanıştığınız kişinin belirli bir konudaki tercihlerini ve fikirlerini öğrenmenin en etkili yolu, ona “en sevdiği” ya da “en sevmediği” şeyleri sormaktır. Aşağıdaki soruları, ilk karşılaştığınız anda sorabileceğiniz gibi, kalabalık grup tanışmalarında da fikir sahibi olmak için kullanabilirsiniz.

İlk karşılaşmada  bir konuda  soru sormak için seçilen zaman, kullanılan ifade, ses tonu, mimikler gibi sözel olmayan ifade araçları, verilen mesajın, mesajı alan kişi tarafından belli biçimlerde algılanmasına, yorumlanmasına ve cevap verilmesine yol açar. Bunlar, mesajın içeriği hakkında verilen bilgilerdir. O halde iletişimde süreç en az içerik kadar, hatta bazen daha da önemli bir hal alır.

İnsanlar kendileri hakkında konuşmayı sevdikleri için,  özellikle şefkat, sosyo-ekonomik geçmiş ve hayatından duyduğu memnuniyetle ilgili sorular yöneltilmesi her alanda faydalı olabilir. Yalnızca yavaş ve taktiksel bir biçimde ilerlemeyi unutmayın ve çok kısa sürede gereğinden fazla yakınlaştığınızı gösteren ipuçlarına dikkat edin ve bunu karşınızdakine hissettirmeyin

Soru sormak en iyi ilişki kurma yöntemidir. Her kim olursa olsun, bir diğer insanla ilişkiye geçebilmenin ilk ve tek yolu, ona soru sormaktır. Ama doğru şeyi, doğru yerde ve doğru zamanda yapmamız gerekiyor. Doğru bir şekilde yaklaşım içinde hareket ederek ve doğru soruları sorarak kazanılmayacak hiçbir kale yoktur. Doğru soruların kaynağı ise karşımızdakini küçük düşüren davranışlarda değil, emeğini takdir eden düşüncelerde mevcuttur.

Karşınızdaki kişiye geçmişiyle ilgili sorular sormak, karakterine ilişkin öngörü sağlarken, hayatının önemli anları hakkında bilgi sahibi olmanıza yardımcı olur. Geçmişe yönelik soruların cevapları genellikle özel olduğundan, tanıştığınız kişiyle aranızda güven duygusu oluşturmanızı sağlar.

İletişimde başarı sağlamanın en önemli araçlarından biri kendinize ve karşınızdakine soru sormaktır. Doğru cevaplara giden yol, soru sormanın inceliklerini bilmekten geçer. Kime, neyi, ne zaman, nerede, niçin ve nasıl sorduğumuz, alacağımız cevapların kalitesini belirleyecektir. Sormayan gelişemez, gerçekleri öğrenemez, ezber bozamaz, fark yaratamaz, daha iyiye de ulaşamaz. Felsefenin, bilimin, teknolojinin, icatların ve keşiflerin ve tüm uygarlıkların temelinde soru sormak vardır. Soru sormak bir iletişim sanatı olup bu sanatı geliştirmenin ilk koşulu ya da birinci adımı, soru sorarken kendi değerini bilmektir.

İnsanın öncelikle kendisine şu soruları sorması ve doğru cevaplar bulması gerekir.

  •   İnsan neden kendini tanımak ister?
  •   İnsan kendini tanımaz mı?
  •   İnsan kendini tanımak için neler yapabilir?
  •   Kendini tanıma o kişinin daha mutlu bir hayat sürmesini sağlar mı?
  •   Başkasını tanımak ve anlamak  insanın kendini tanımasından daha önemli değil mi?
  •   Ben kimim?
  •   Beni şekillendiren şey ne?
  •   Hayattan ne bekliyorum, isteklerim nedir?
  •   Güçlü ve zayıf yanlarım ne?
  •   Hayatımın anlamı ve amacı nedir?
  •   Var oluşumun bir sebebi var mı?
  •   Niçin yaşıyorum?

Kişisel değerlendirmemizin gerektirdiği sorulara dürüst cevaplar bulmalıyız:

  • Davranışlarım işimde geri kalmama neden oluyor mu?
  • Diğerlerini güdülemek için övgü dolu sözler kullanıyor muyum?
  • İşimi iyi planlıyor muyum?
  • Fazlaca savunma pozisyonuna geçiyor muyum?
  • Çabuk darılıyor, kızıyor ve düşmanca tutum sergiliyor muyum?
  • Eleştirildiğimde olumsuz tepki gösteriyor muyum?
  • Kendime ve işime güvenim tam mı?
  • Anlaşılır ve net talimatlar veriyor muyum?
  • Telefonda iyi iletişim kurabiliyor muyum?
  • İş arkadaşlarım arasında etkili aracılık yapıyor muyum?
  • Sorun çıkarmadan “Hayır” diyebiliyor muyum?

İnsanlarla ilişki kurmadaki en iyi yollardan birisi, karşıdaki kişiyi savunma konumuna getirebilecek sorulardan uzak durmaktır. Soru sormak ve cevaplarını dinlemek ne kadar faydalı olsa da, tüm sorular hoş karşılanmaz ve tüm cevaplar da içten değildir. Eğer karşımızdaki kişiden olumlu bir enerji almamışsak, genellikle hoş olmayan, utandırıcı ve hatta korkutucu konulara yöneliriz. Konuşmaları sorularımızla zayıflığımız ya da hatalarımızı açığa çıkaracak konulardan başka yöne çeker ve genellikle başkalarını mahcup etmeye, küçük düşürmeye çalışırız.

Etkili sorular etkili diyaloglar yaratır. Etkili diyaloglar ise güçlü ilişkiler kurmanızı sağlar. İlişkileriniz, karşınızdakine samimi bir ilgi gösterdiğinizde, düşünceli sorular sorduğunuzda ve onun kim olduğunu ve neye önem verdiğini öğrenmeye zaman ayırdığınızda gelişir. Sorular karşınızdakine sevildiğini, değer verildiğini ve faydalı olduğunu hissettirir. O yüzden kiminle ilişki içerisindeyseniz öncelikle o kişinin sizi ne derece etkileyebildiğine dikkat edin. İletişim halinde olduğunuz süre içerisinde size güdüleyici söylemlerde bulunuyor mu? Bu soruyu kendinize sorun ve cevabınızı verirken hata yapmayın.

Marilee G. ADAMS, “Soruların Gücü” isimli kitabında  özellikle ikili ilişkilerde sorduğumuz her türlü soruyu, iki temel soru tipine indirgiyor:

1.    Yargılayıcı sorular

2.    Öğrenici sorular

Yargılayıcı sorular, bir şey öğrenmek için değil; muhatabımızı  (kendimizi veya bir başkasını) sıkıştırmak, suçlamak veya yönlendirmek amacıyla yöneltiliyor. Soruda ön yargı var. Bu yüzden doğal olarak bir tepkiyi, itirazı ya da suçluluk duygusunu tetikliyor.

 Örneğin, “Yine mi geç geleceksin?” cümlesi masum bir soru biçiminde görünüyor olsa da, aslında bir peşin yargı ve suçlama içermektedir. Satır aralarında şunlar var: “Daha önce de geç gelmiştin zaten. Hep böyle yapıyorsun! Biliyorum ki yine öyle yapacaksın.” Hüküm baştan verilmiş!..

 Böyle bir soruya yansız  bir cevap vermek mümkün değildir. Hemen bir savunma refleksi devreye girer. Kişi, benim de söyleyeceklerim var havasına sokulur. Büyük ihtimalle bu suçlamayı savuşturmak için bir karşı saldırı başlatılır…

Öğrenici sorularda hiçbir peşin hüküm, hiç bir zorlama, sıkıştırma, üstüne gitme eylemleri yoktur. Bunlar, gerçek anlamda cevap almak isteyen, işbirliğine açık bir soru biçimine sahiptir. Örnek soru şudur: “Bu gece kaçta döneceksin?”

 Bu soruda bir ön yargı bulunmamaktadır. Gerçekten bilgi almak üzere düzenlenmiş yansız bir soru türüdür. Her hangi bir kırgınlık veya suçlama içermiyor. Cevabın da benzer şekilde açık ve bilgilendirici özellikte olması kuvvetle mümkündür.

İkili ilişkilerimizde karşımızdakini tanımaya ve onların bize olan yaklaşımlarını ön yargısız ve yansız değerlendirmeye çalışmak için farklı yollarla gelen mesajlar arasından bazılarını seçmek yerine, ortaya koyacağımız doğru sorulara alacağımız cevaplarla olabildiğince fazla veri toplamak daha sağlıklı olacaktır. Eğer birinin size uygun olmayan bir şekilde davrandığını düşünüyorsanız, acaba gerçek durumu bildiğinizden emin misiniz ya da durumu doğru yorumluyor musunuz? O kişinin niyeti nedir? Kendisine sorun. Onun sizi yanlış anlamış olabileceğini mi düşünüyorsunuz? Bu konuda kendisiyle konuşun. Bu yüzden, gururunuzun iletişim kurmanızı engellemesine izin vermeyin.

İçinde yer aldığımız toplumda özellikle ikili ilişkilerimizde “neden” sözcüğünün kullanıldığı bazı sorular da savunmaya yol açabilmektedir.

 Bilindiği üzere, bazı sözcüklere, sözlük karşılıklarını aşan anlamlar yüklenmiştir. “neden” sözcüğü de bunlardan biridir. Gerçekte bu sözcük, içerik olarak bir şeyin nedenini öğrenme isteğini ortaya koyan bir merak ifadesi ve sembolüdür. Ancak, kullanıldığı ortama ve kişilere göre farklı mesajlar iletebilmektedir. Örneğin sıklıkla dile getirilen “Neden beni aramadın?” sorusu. Bu soru kalıbı karşıdaki kişinin aramamasının gerçek nedenini öğrenme isteğinden çok, ona aramadığı için kızgın olduğumuz mesajını verir. İlişkilerimizde bu sözcüğe, sözlük anlamının yanı sıra hesap sorma anlamı da yüklenmiştir.

 Kullanımda bu anlamıyla daha sık karşımıza çıktığı için, “Neden” sorusu savunmacı tutumu arttırabilmektedir. Bunun yerine “Ne oldu da beni aramadın?” diye sormak, o kişiyi savunmaya geçmek yerine, gerçek nedeni söylemeye yönlendirebilir. Ya da “Neden gülüyorsun?” yerine “Seni güldüren ne oldu?”; “Neden bu soruyu sordun?” yerine, “Sana bu soruyu neyin sordurduğunu merak ediyorum” şeklindeki ifadeler savunmacı ve benim de söyleyeceklerim var şeklindeki tutumu azaltabilir.

Bu soruların dışında özellikle bir soru vardır ki, onsuz konuşma ve görüşme gerçekleşmez: “Bunun bana faydası ne?” sorusu.

 Yaşadığımız modern çağda, ilişkilerimizi ve hayatımızı genellikle çıkarlar ilkesine göre yapılandırmamız, “Bunun bana faydası ne?” sorusunu da beraberinde getirir. Bu soru, bir şeye ilgi göstermek için bir karşılık almak gerektiğini belirtir. Bu yüzden yetki sahibi kişiler, “Bunun bana faydası ne?” sorusunun benmerkezciliğine karşılık olarak,  “Bu insanların bize bağlanmalarını nasıl sağlayabiliriz?” sorusuyla karşılık verirler.

 Dünyaya faydacı bakış acısıyla yaklaştığımızda ve yaptıklarımızı maliyet ve verimliliklerine göre değerlendirdiğimizde, “bunun amacı ne?” sorusu; “verimli olan nedir?” sorusuna yenik düşer. Dolayısıyla “işe yarayan nedir?” sorusu kazanır. “Önemi olan nedir?” sorusu ise ikinci sırada yer alır.

Evlenmek üzeresiniz, hem de büyük aşkınızla; adeta bulutlardasınız ama bir yandan da onun doğru kişi olup olmadığını merak ediyorsunuz. Kafanızda ilişkinize ait sizi düşündüren yüzlerce soru var. Ama bundan kurtulmak ve rahatlamak da istiyorsunuz. Zira yapılan araştırmalara göre evli çiftlerin yarıdan çoğu birbirini tam anlamıyla tanımamaktadır. Eşlerin birbirlerini anlamanın yolu birbirlerini çok iyi tanımalarından geçer. “Eşimin zevki, eğitimi, beklentisi nedir?” diye sormayan bir eş, yanlış yolda demektir.

Önce aşık oluyoruz, sonra nişanlanıyor ve evleniyoruz. Sonra başımıza ne mi geliyor? Kavgalar, tartışmalar, gürültüler! Ne yazık ki, boşanma oranlarının hızla arttığı günümüzde aşk hikâyelerini artık bu sırayla anlatır olduk. Uzmanlara göre, çiftlerin evlenmeden önce birbirlerini iyice tanıması gerekir ve bu durum elzemdir. Ayrıca bazı gerçekler imzayı atana kadar gizli kalabiliyor ve bazı konular var ki, evlenmeden önce pek fazla konuşulmuyor. Oysa bu konulara girmek ve yüzükleri parmaklara geçirmeden önce bazı soruları müstakbel eşe cesurca sormak -ve tabii yine cesurca cevaplamak- ilişkinin seyrini önemli ölçüde değiştirebiliyor.

Evlilik ve ilişki alanındaki dünyaca ünlü uzman Dr. John GOTTMAN, Türkçeye de çevrilmiş olan “Evliliği Sürdürmenin 7 İlkesi” (Seven Priciples For Making Marriage Work) adlı kitabında, evlilik öncesi kişilerin sorularla birbirlerini tanımaları hakkında şu hususlara değinmektedir:

“İlişkinin en başlarında güvenle ilgili oluşturulması gereken pek çok alan bulunmaktadır. İnsanların kafasında ilişkisine dair pek çok soru var.

  •   Ona arkadaşım olarak güvenebilir miyim?
  •   Hayal kırıklığına uğradığımda beni dinlemesi için ona güvenebilir miyim?
  •   Bir eş olarak, ev işlerini paylaşırken, zor zamanları paylaşırken ona güvenebilir miyim?
  •   Bu insan bana saygı gösterecek mi?

gibi esası güvene dayalı olan sorular soruyor. Güven ile ilgili bu bilgiler, çoğu zaman tartışmalar sayesinde oluşuyor. Bu alanları tartışmalar aracığı ile net bir hale getiriyoruz.  Biz, ilişkinin ilk aşamalarında insanların yaşadığı en büyük dönüşümü “ben”  den “biz”e geçiş dönüşümü yani “takım olabilmek”  olarak adlandırıyoruz. Bu süreçte, yani ilişkinin ilk başlarında yaşanan yoğun  tartışma ve anlaşmazlıklar ise güven oluşturmak yerine güveni yok ediyor.”

Evlilik kararı almadan önce partnerinize şu soruları sormalısınız:

  •   Bende, sana ailenden ve geçmişinden birilerini hatırlatacak özellikler görüyor musun?
  •   Benim hangi açılardan başarılı olduğumu düşünüyorsun?  Bu açılardan kendinle benzerlikler buluyor musun?
  •   Hiç çok sevdiğin birini kaybettin mi? Bu kaybınla baş etmeyi nasıl başardın?
  •   En çok korktuğun şey nedir? Bu korkun nedeniyle yapmak istediğin şeyleri yapamadığın olur mu?
  •   Sabahları neşeli misin yoksa asık suratlı mısın?
  •   Sezgilerin ne kadar sıklıkla doğru çıkar? En son ne zaman sezgilerin seni yanıltmıştı?
  •   Hangi beceriyi kazanmak istediğin halde şimdiye kadar bunu başaramadın?

Tüm bu soruları sorduktan sonra karşınızdaki kişinin kendisi ile ilgili bilgileri verirken ne kadar dürüst davrandığını anlama şansınız vardır. Herkes için geçerli olan bazı durumlara bile kendisini iyi göstermek için gerçekçi olmayan cevaplar verip vermediğini görmek çok önemlidir.

Örneğin “Çok kızdığında içinden küfür etmek geldiği hiç oldu mu?” sorusuna hayır cevabını veriyorsa kişi, kendisindeki küçük kusurları kabul edebilme becerisinden yoksun demektir. Bu durumu o kişi hakkında değerlendirme yaparken mutlaka göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü kusurlarını ya da eksikliklerini kabul edemeyen bireyler eleştiriye kapalıdır ve kolayca suçlanmış hissederler. Kendisi ile ilgili söylenen birçok şeye alınıp, kırılabilirler, bunun ardından duygusal olarak uzaklaşabilirler ve bu durum ilişkide güçlüklere yol açabilir. Bu nedenle ilişkilerinde sorun yaşama ihtimalleri yüksektir.

3. “Soran dağları aşmış, sormayan düz yolda şaşmış” atasözü boşuna söylenmemiştir. Biz sorularımızı karşımızdakilere nasıl yöneltiriz? Hepimizin soru şekli bir midir, benzer midir yoksa farklı mıdır? Evet, sorularımız zaman zaman benzer gibi görünse de  genellikle farklılık gösterir. Soru sorma stratejileri, dilbilim, davranış psikolojisi ve davranış bilimleri alanlarında yapılmış olan derin ve kapsamlı araştırmalara dayanır.

Soruları akıllıca ve iyi niyetle sormak büyük bir özen ve önem gerektirir. Esas olan, yaralamadan, incitmeden, rencide etmeden, yara almadan, öğrenmek istediğimiz ne ise, onu belirginleştirmektir.  Bilmeliyiz ki, sorulan soru, soranın eğitim ve kültür seviyesini de ortaya çıkarır. Sormayı bir eksiklik gibi görmek de doğru değildir. Her türlü korkuyla sormayı göze alamazsak, kaybeden daima biz oluruz.

Soru sorma tekniklerinin özelliklerini öğrenmemiz için özellikle aşağıda yer alan konuları dikkate almalıyız.

  •   Doğru soru sorabilmek için konu hakkında genel de olsa bir bilgiye sahip olmanız gerek. Geneli bilin ki ayrıntılı soru sorabilesiniz.
  •   Muhatabınız ana konunun dışına çıkıyor gibi olsa da, eğer belli bir mantıkla konuşmasını sürdürüyorsa sözünü kesmeyin. Ama asla ana sorunuzu unutmayın ve cevabı kaçırmayın.
  •   Uzun bir soru aklı karıştırır. Sorularınızı kısa kısa sorun, aynı anda birden fazla soru sormayın.
  •   Kullandığınız dil yalın olmalı. Konuştuğunuz kişi ya da kişilerin (Genç, yaşlı)  sözcük dağarcığını hesaba katarak konuşun.
  •   Soru sorduğunuz kişinin sorudan sağlayacağı yararı dikkate alın ve soruyu öyle sorun. Yararı yoksa size cevap vermek istemeyebilir.
  •   Cevap beklerken kendi görüşünüzü belli etmeyin, görüşünüzü soruya karıştırmayın.
  •   Doğru zamanda sorulan sorular insanları harekete geçirir.
  •   5N + 1K yöntemini yani,  Ne? Nerede? Nasıl? Niçin? Ne zaman? Kim? Aynen bir gazeteci gibi düşünün, daha ayrıntılı ve ayağı yere sağlam basan sorulara yönelin.
  •   Kimse sorgulanmaktan hoşlanmaz, lütfen sorgulamadan soru sorun ki cevap alabilesiniz.
  •   Sorulara yorum katarak karşınızdakini yönlendirmeyin.
  •   Karşınızdakini ölçtükten sonra, kendinizi onun yerine koyarak “kaçış noktalarını” belirleyin ve o delikleri sorularınızla tıkayın.
  •   Normal görüşmelerde muhatabınızın düzenli biçimde düşünmesini engellemeyin.
  •   Bazen doğru sorular sorarak yapacağınız uzun konuşmalardan daha etkili olabilirsiniz.

Nitelikleri kullanarak soru sorma tekniği

Çevremizde var olan nesnelerin özelliklerini, listeleme tekniği kullanılarak ya da doğal özelliklerine dikkat çekilerek yapılan bir uygulamadır. Bu tarz sorular, sözcüklerin ve nesnelerin zihinde nasıl anlamlandırıldığını görmek açısından önemlidir.

Çelişkileri kullanarak soru sorma tekniği

Bu teknikte, çelişkiler kullanılarak sıra dışı düşünmeye zorlamak mümkündür. Bunun için çelişkili durumların örnekleri verilerek işe başlanır. Bunlar görüşlere, durumlara, yaygın kavramlara zıt ilkeler olabilir. Fakat gerçekte doğru olan şeylerdir veya insanların doğru olarak farz ettiği şeyler arasındaki tutarsızlıklardır.

Benzerlikleri kullanarak soru sorma tekniği

Bu teknik, benzerliğin birçok halinde kullanılan analoji ile bizlerin zaten bildiği şeyler ve terimlerdeki benzer durumlara bakarak, yeni bilgilere, gerçeklere ya da prensiplere dikkat çekmek amacıyla uygulanabilir. Tabiattaki benzer durumlardan yola çıkarak geliştirilen materyalleri, örnek olarak gösterebiliriz.

Aykırı soru sorma tekniği

Karşımızdakilere insanın ne bildiğini anlatmak yerine, onlardan ne bilmediği hakkında düşünmelerini geliştirmek için sorular sorulabilir. Bu teknik onların, bilginin bilinmeyen ya da eksik kısımlarına, boşluklara, farklılıklara bakma becerisini geliştirir.

Uyarıcı soru sorma tekniği

Bu tekniğe yeni bilgi ve buluşları keşfetmek, yeni fikirlere pencere açmak için başvurulabilir. Bunun için gerçeklere dayalı tipteki sorular (Kaç? Ne? Kim? Ne kadar?) ve kavram derinliği gerektiren sorular (Sen olsaydın ne yapardın? Başka yollarla nasıl…? Eğer….. olsaydı nasıl olurdu? Başka nasıl?) arasındaki farklara dikkat çekilerek yapılabilir. Çeviri, yorum, değerlendirme, tanım, sentez ve analiz gerektiren sorular bu grup soru çeşidini oluşturur.

Değiştirme amaçlı soru sorma tekniği

Bir maddenin temel bileşenlerinden bahsederek onlar üzerinde değişikliğe gitmelerini, ekleme ya da çıkarma yapmalarını isteyin. Değişikliğin öneminden bahsedin, birçok değiştirme örneğini kullanın. Bir şeylere uydurmaktan daha çok, bir şeyleri değiştirme becerisini öğretmeye çalışmak daha iyi netice verecektir. Örneğin; Pet şişeyi nerelerde kullanabilirsiniz? Telefon telleri başka hangi amaçla kullanılabilir? şeklinde sorular sorulabilir.

Araştırma istekli soru sorma tekniği

Önceden keşfedilmiş ya da gerçekleşmiş hadiselerin nasıl olduğunu, oluş şeklini, kimlerin gerçekleştirdiğini daha iyi anlamak için yöneltilen sorulardır. Örneğin, Fatih Sultan Mehmet’in yerinde sen olsaydın gemileri nasıl indirirdin? sorusu gibi.

Belirsizlikleri çözümlemeye yönelik soru sorma tekniği

Biliyoruz ki insanlar herhangi bir sorunla karşılaştıkları zaman öğrenmelerinde bir ivme meydana gelir. Bunu gerçekleştirecek bir yol da, öğrenme sırasında engeller koymak ve arkasından da belirsizlikleri çözümlemeye yönelik sorular sormaktır.

Mevcut durumları değerlendiren soru sorma tekniği

Bunun için daima “Eğer … olursa ne olur? Ya böyle olsaydı? Şayet.” sorusu yöneltilir. Sonuç olarak gerçekleşebilecek şeyleri listelenir.

Örnek: Gemiler karadan indirilmemiş olsaydı ne olurdu? Okullar iki gün olsa, tatil beş gün olsaydı ne olurdu? gibi.

Ardı sıra gelen sorular arasında boşluk bırakarak soru sorma tekniği

Sonuca bağlanmamış sorular olarak da adlandırılan bu tür sorular kaynaktan belirli bir cevabın alınmasını amaçlar. Kaynağı, kendi aktardıkları çerçevesinde tanımlamak amacıyla yöneltilir.  Karşımızdaki kişilere mümkün olan en iyi hizmeti vermek için oldukça ayrıntılı ve çeşitli bilgi almak gerekir.

Beklenen cevaba göre soru sorma tekniği

İki arkadaş, sigara içerken İncil okunup okunmayacağı konusunda tartışmaya başlamışlar. Sonuç alamayınca Papa’ya sorup sigara içmek için izin almaya karar vermişler.

Sorduğunuz sorular, ne tür bir bilgiye ihtiyacınız olduğunu da içerecek biçimde zaman ve mekân gibi tüm koşulları göz önüne almalıdır. Kesin cevaplar almanız gereken anlarda sorularınıza eşit ölçüde yoğunlaşmalısınız. Kimi nadir durumlarda ise, sert içerikli sorular sormanız da gerekebilir. Ancak, genellikle, özgür bilgi akışını tetikleyecek genel sorulardan daha çok şey öğrenirsiniz. Her ne olursa olsun, kişinin karşısına geçmeden önce sorularınızı planlarsanız daha iyi sonuçlar elde edersiniz.

SORU SORMA  ÇEŞİTLERİ

  1. Çevre ile İletişim Sağlamada Kullanılan Soru Çeşitleri
  2. Günlük Hayatta Sık Kullanılan Soru Çeşitleri (Karşılaştırma Soruları)
  3. Doğru/Etkili Sorula
  4. Güçlü Sorular
  5. Biçimsel Özelliklerine Göre Soru Çeşitleri (Açık-Kapalı uçlu sorular, Yönlendirme Soruları)
  6. Soru Sormanın Amacını Açıkça Zayıflatan ya da  Ona Zarar Veren Sorular –
  7. Karşı-Güdümlü Sorula
  8. Yetkinlik (Davranış) Bazlı Soru Çeşitleri
  9. Amaçlara Göre Soru Çeşitleri

SORU SORMA SANATI

Edebiyat alanında söz sanatlarının (Edebi sanatlar) bir kolu olarak kullanılan soru sorma sanatı (istifham),  anlatımı daha etkili hale getirmek ve güçlendirmek için cevap alma amacı gütmeden soru sormaktır. Ayrıca anlatılmak istenen hususların soru biçiminde dile getirilmesidir. Aşağıdaki örneklere dikkat ettiğimizde bu sanatın ne kadar önemli olduğunu görürüz.

“Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?

Benim mi Allahım bu çizgili yüz?

Ya gözler altındaki mor halkalar?

Neden böyle düşman görünürsünüz,

Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?”

4. CEVAP NEDİR? NASIL OLUŞTURULUR? YÖNTEMLERİ NELERDİR?

“Sorular, zihninizin nerelere kadar ulaştığını gösterir, cevaplarsa ustalığın”. Sorular, cevabı yok, bulunamaz diye düşündüğünüz yerde size cevaplar yaratırlar. Soru sorma ve cevap verme kavramları söz konusu olduğunda, soru sorma becerisi genellikle öne çıkar.  Zaman zaman cevap vermenin  yeteri kadar önemsenmediği kanaatine varıyorum. Hem daha iyi cevaplar için hem de soru sorma becerisindeki incelikleri tam olarak her yönü ile anlayabilmek için  cevap verme konusu üzerinde durmamız gerekir.

Sorularımıza aldığımız cevapları gerçeklik diye kabul etmemiz doğru olmaz. Bu yüzden cevapları ilişkiye bağlı bir süzgeçten geçirmekte yarar vardır. Söz konusu süzgeç bağlamında, aldığınız cevapları, soruları soran ve cevaplayanların içinde bulundukları durumu yorumlamanız gerekir. Ayrıca, bunların ilişkilerini, çıkarlarını, endişelerini, inançlarını, hayallerini ve gerçeklik ile inanma ihtiyaçlarını da dikkate almalısınız.

Sorulara Yapıcı Cevap Verme Yöntemleri

  •   Kibar ve nazik olun.
  •   Sorunlarla mücadele eden insanların, olduklarından daha kaba ve aptal görünebildiklerini unutmayın.
  •   Cevaptan emin olmadığınızda, bunu açıkça belirtin.
  •   Yanlış ama otoriter tarzda bir cevap vermek uygun bir hareket değildir. Bu yüzden dürüst ve alçak gönüllü olun. Çevrenize iyi örnek olun.
  •   Soru sorana destek olun,  köstek olmayın.
  •   Meseleyi anlamaya yönelik sorular sorun, perde arkasını öğrenmeye çalışın.
  •   Kötü sorulmuş soruları, iyi sorular haline dönüştürmeye çalışın.

Cevap vermede şu davranış şekillerini göz önüne almalıyız:

  •   Her zaman doğrudan soruyu soran kişiye bakın. Gözlerini kaçırmasına neden olacak kadar ısrarlı olmadan sık sık göz temasında bulunun.
  •   Rahatlayın ve gevşeyin.
  •   Düşüncelerinizi düzenleyin ve soru ilerlerken cevabı düşünmeye başlayın.
  •   Sorulan soruyu büyük bir ilgi ve merakla dinleyin. Arada sırada başınızı sallarsanız konuşmanın kontrolünüz altında sürdüğü izlenimini verirsiniz. Aynı şekilde, bu hareketiniz, genellikle soruyu soran kişinin düşünce yapısının bozulmasına ve daha az tartışmalı bir soru sormasına neden olur.
  •   Sorunun inceliğini fark etmeye ve varsa ardındaki gizli anlamı çıkarmaya çalışın.
  •   Soruyu irdelerken, sorunun ardındaki anlamı yargılamakta aceleci davranmayın ve soru bitmeden cevabı hazırlamayın.
  •   Soruya vereceğiniz cevap konusunda düşünmeye ihtiyaç duyduğunuzda soruyu ya  tekrarlayın ya da daha iyisi başka sözcüklerle yineleyin. Eğer soruyu  tekrarlamanız, istediğiniz sonucu vermezse konu ile ilgili bir soru seçip, yeniden cevaplamanız iyi olacaktır. Cevabınıza bir parça mizah katabilirseniz çok daha iyi olur. Hazırlıklı olmadığınız soruları cevaplarken, cevapları kısa tutmalısınız. Basit  gündelik sözcükler kullanın.
  •   Size en masum, en sıradan gelen sorunun arkasında genellikle gizli bir anlam bulunur. Sorunun arkasındaki gizli anlamı ortaya çıkarmak için çok kısa bir cevap verin ve ardından “Neden sormuştunuz?”, “Niçin öğrenmek istiyorsunuz?” gibi sorularla karşılık verin. Bu etkili yöntem sayesinde gerçek amaç kolayca ortaya çıkarılabilir.

 Hazırcevaplılık, farklı ortam ve gruplarda sorulan her soruya, anında cevap üretebilme yeteneğidir. Hazırcevaplılık  karşınızdakine anında tepki gösterme sanatı olup ayaküstü düşünmeyle alakası vardır. Bazılarımız, ani bir durum karşısında ne söyleyeceğimizi bilmeyiz, bir şeyler geveleriz, durumu kurtaramayız ve kendimizden nefret ederiz. Kimimiz ise hazırcevaplılıkla, haksızsa bile, su yüzüne çıkmayı başarır. Hazırcevaplılıkta, öncelikle beynin hızlı kullanımı ve fikirlerin süratle işlenmesi söz konusudur.

Dolayısıyla hazır cevap bir kişi  çabuk düşünerek, etkileyici, düşündürücü ya da şaşırtıcı cevap verebilme becerisine sahiptir.

Hazırcevaplılık; kimi zaman “her şeye bir cevap bulma” sanatı olarak kabul görmektedir. Oysa hazırcevaplılık, bir kişinin her şeye bir cevabı olmasından ziyade, anlık durumlarda “zekice” cevapları hızla verebilmektir.

İngiltere Kralı Edward özel yatıyla İstanbul’a gelmişti. Atatürk, konuğunu Dolmabahçe Sarayı’nın rıhtımında karşıladı. Kral onuruna, akşam büyük bir şölen veriliyordu. Ziyafet sofrasına hizmet eden garsonlardan biri, elinde getirdiği tepsiyle, ayağı halıya takılarak yere yuvarlandı. Atatürk, Krala eğilerek şöyle dedi: “Majeste, Türk ulusuna her şeyi öğrettim, yalnız UŞAKLIĞI ÖĞRETEMEDİM!”

Tanıdıklarından biri, yazdığı romanın müsveddelerini Neyzen Tevfik’e göstererek fikrini sorar. Neyzen beğenmediğini ifade edince, adam:

            ” İyi ama” der. “Siz hiç roman yazmadınız  ki!”

            Neyzen Tevfik şu cevabı verir:

            “Ben yumurtanın tazesini, bayatını iyi anlarım; ama bu güne kadar hiç    yumurtlamadım!”

SORU SORMA VE DÜŞÜNME

Soru sorma, düşünmeyi harekete geçiren bir yöntem olarak kabul edilir. O halde düşünme olayı, insanların kafalarında daha çok soru işareti oluşturarak gerçekleşmektedir. Bu yüzden insanların zihinlerini daha etkin bir biçimde çalıştırmaları  için sorulara ve özellikle de doğru sorulara ihtiyaç vardır. Düşünme eylemi bir konu üzerinde sorular yöneltilmeye başladığı andan itibaren gerçekleşir.

Sorularımız olmasaydı düşünme eylemi gerçekleşebilir miydi? Elbette hayır. Soru sorma eylemi ve sorgulama olmasaydı düşünme diye bir şey de şüphesiz olmazdı. Herhangi bir yönde cevap vermek için, “Bu gerçekten doğru mu?” veya “Onun söylediği şeyi kabul ediyor muyum?” gibi bir soruyu kendinize sormak zorunda kalmadınız mı?

Düşünce, “Neden?” ve “Nasıl?” sorularını sormakla başlar ve “O nasıl böyle oluyor?” değerlendirme sorusundan “Mümkün olan nedir?” ve “Daha iyisi nasıl olabilir?”  sorusu ile düşünmeye ve “Ben ne yapabilirim?” sorusu ile karar vermeye kadar düşünme sürecimizin çoğu soru sorma ve cevap vermeyi gerektirir. Bu yüzden, eğer hayat kalitemizi değiştirmek istiyorsak, kendimiz ve başkaları hakkında sormaya alışık olduğumuz soruları değiştirmeliyiz.

Eleştirel ve çözümlemeli düşünme yaklaşımda farkındalığımızı artırmak esastır. Hayatımızla ilgili birçok konuda farkındalık artışı da gereklidir. “Neden birileri benim bir şeyi kabul etmemi istiyor?”, “Kabul etmeli miyim?” gibi sorular farkındalığımızı geliştirmenin ilk adımıdır. Bunun için edilgen konumdan etkin konuma geçmeli, daha belirleyici olmalı ve doğru cevapları bulmalıyız. Eleştirel ve çözümlemeli düşünme farkındalığını artırmak için tutarlı, sistemli ve doğru sorgulama gereklidir.

Sorular, bazen kişinin düşünce seviyesini geliştirmesini, aslında cevabı bilinen bir konuda yaratıcı düşüncesini ortaya koymasını, kendi çözümünü üretmesini ve bu çözümü sahiplenmesini sağlayan bir araç da olabilir. Bu şekilde kullanılırsa, soru sormak; eğitim ve geliştirme, sürecinde etkili bir yönteme dönüşebilir. Bu, bir anlamda, kişiye balık vermek yerine balık tutmasını öğretmektir.

Eleştirel Düşünme ve Soru Sorma

İnsanlar arası ilişkilerde, karşımızdaki kişinin gerçek düşüncesini anlamada ve özellikle ilk izlenimde etkili soru sorulmasının ve sorulara doğru cevap verilmesinin önemi büyüktür. Eleştirel düşünme, yansıtıcı düşünme, yaratıcı düşünme, çözümlemeli düşünme, ıraksak ve yakınsak düşünme, dönüşümsel düşünme, birleştirici düşünme ve evrensel düşünme gibi tüm düşünce yaklaşımlarının odak noktasını sorular oluşturmaktadır.

Eleştirel düşünme,  bireylerin amaçlı olarak ve kendi kontrolleri altında yaptıkları, alışılmış olanın ve kalıpların tekrarının engellendiği, ön yargıların, varsayımların ve sunulan her türlü bilginin sınandığı, değerlendirildiği, yargılandığı ve farklı yönlerinin, açılımlarının, anlamlarının ve sonuçlarının tartışıldığı düşünmedir. Ayrıca  fikirlerin çözümlenip değerlendirildiği, akıl yürütme, mantık ve karşılaştırmanın kullanıldığı ve sonucunda belirli fikirlere, kuramlara veya davranışlara varılan düşünme biçimidir.

Bilimsel düşünmeyi öğrenmede soru sormanın önemi büyüktür. Bu bağlamda iyi yetişmiş eleştirel düşünme adamı;

  •   Hayati önemi olan sorular ve sorunlar ortaya koyar, bunları açık ve net olarak şekillendirir,
  •   Soyut fikirleri etkili bir biçimde yorumlayabilmek için konuyla ilgili bilgileri toplar ve değerlendirir,
  •   Alternatif düşünce sistemlerine açık bir fikirle yaklaşarak bu sistemlerin içerdiği varsayımları, muhtemel etkilerini ve sonuçlarını da dikkate alarak düşünür,
  •   Karmaşık sorunların çözümünde doğru sorular yönelterek başkalarıyla etkili bir iletişim kurar.

Sokrates’in idealist felsefesine göre insanın kafasında her türlü bilgi, üstü örtülü ve uyur halde vardır. O’na göre bilgi, düşüncedir. Düşünce de insana soru sorularak ortaya çıkarılır. Sorular yoluyla düşüncelerdeki çelişkiler açığa çıkartılıp tartışılabilir. Düşünce etrafında gelişen tartışma ve arayışlar insanı gerçeği aramaya sevk etmektedir. Sokrates’e göre eğitimin amacı, insanın kafasında uyur halde bulunan bilgilerin üstünü açmak ve uyandırmaktır. Aksi halde insana kafasında bulunmayan bir şey öğretilemez.

Antik Yunan’dan beri bu yöntem çerçevesinde gerçekleşen gerçeği arama ve ona ulaşma çabasının içeriğini, mevcut durum ve nesneleri sorgulama sistemi oluşturmaktaydı. Nitekim Antik Yunan düşünürleri de “onu” aramanın soru sormakla mümkün olabileceğini biliyorlardı. Sokrates’in gerçeğe ulaşma yöntemi, (Sokrat’ın Sorgulama Yöntemi) kişide var olduğu düşünülen fakat henüz ulaşılmamış bilgileri ortaya çıkarmak için soru sormaktır.

Sokratik sorgulama üç aşamalı olarak gerçekleşmektedir. İlk aşamada karşıdaki kişiye sorular sorularak onun neyi bilip neyi bilmediği araştırılır. Soru cevap yöntemini (bilginin edinilmesi için hazırlık aşamasını) bilgiyi buldurma süreci izler, yani bu aşamada fikir “doğurtulmaya” başlanır. Modern anlamda soru cevap yöntemi ile başlayan bu süreç bir anlamda da tümevarım yöntemidir. Bu yöntem günümüzde etkin öğretim yöntemlerinden birisi olarak da kullanılmaktadır. Üçüncü aşama ise daha çok yöntemin “mistik” kısmını oluşturmaktadır

Sokratik Sorgulamayı Kullanmaya Yönelik İpuçları

  •   Konuşmaya anlam ve yön veren anlamlı sorular planlayın.
  •   Bekleme zamanı kullanın: muhatabınıza cevap vermeleri için en az otuz saniye verin.
  •   Muhatabınızın cevapları üzerinde iz sürün.
  •   Araştırmaya yönelten sorular sorun.
  •   Tartışılan kilit noktaları, düzenli aralıklarla özetleyin.

Mümkün olduğunca fazla kişiyi tartışmaya çekin

SORU SORMA VE ÖĞRENME

Her insanın öğrenme şekli, özelliği ve yeteneği farklı olup, kendine özgüdür. Bu yüzden insanın öncelikle nasıl öğrenebildiğini sorgulaması gereklidir. Dolayısıyla bu da iyi öğrenmenin ilk adımıdır. Soru sormak öğrenmeye adım atmanın ilk şartı olup öğrenme eylemini harekete geçiren itici kuvvettir. Bir Çin atasözünde, “Öğrenmek akıntılı denizde yüzmeye benzer; ilerlemediğiniz takdirde gerilersiniz” denilmektedir.

Soru soran kişi varlığını mevcut olduğu noktadan ileri bir seviyeye götürme yolunda ilk adımı atmıştır. Soran kişi gerçeği arayan, merak eden ve öğrenme isteğinde olan kişidir.

Etkin ve etkili soru sorma aynı zamanda etkin öğretimin yoludur. Bu bağlamda öğreticilerin karşılarındakilere sorular yöneltmesi, onların düşüncelerini açığa çıkarmalarına, harekete geçirmelerine ve ilgi/meraklarının ortaya çıkarılmasına yardımcı olur. Soru cevap yöntemi de öğrenmenin en etkili yollarından biridir. Kafasındaki bir sorunla ilgili olarak soru oluşturan insan, o sorunun farkına varmış ve çözüm yolu aramaya koyulmuş kişidir. O  kişiye doğru ve etkili, bilimsel yönden desteklenmiş soru sorma ve soruya cevap  araması yetkinliği verilebilirse, söz konusu sorun etkili bir yöntemle çözülebilecektir.

Öğrenmek amacıyla yönelteceğimiz niteliksiz (kişiyi ilgilendirmeyen konularla ilgili, gereksiz sorular) ve bildiğini yansıtan “ego” kaynaklı sorular, bizlerdeki farkındalığın önünü açmaya yönelik herhangi bir getirisi olmayan sorulardır. Bu nedenle soru sormayı öğrenmek, soru sormanın da öncesindeki adım olmalıdır. Öğrenmek isteyen kişi, ihtiyacı olan bilginin ne olduğunu az çok kestirerek soru sormalıdır. Cevabına ihtiyacı olmadığı bir soruyu sormak, hem karşı taraf hem de soruyu soran için bir yüktür.

Yusuf Has HACİB’in “Kutadgu Bilik” adlı eseri Sokratvari soru-cevap yöntemi kullanılarak ve dört kişinin soru-cevap tarzında konuşturulması şeklinde yazılmıştır. Dünyanın en eski öğretim yöntemi olan soru sorma ve cevap alma işi, düşünürlerin sistemlerini oluşturmaları ve hedeflerini gerçekleştirmelerine de dayanak teşkil etmiştir. Aristoteles’in de Liseum’da derslerini soru-cevap yöntemiyle işlediği, Eflatun’un konuşmalarında ve kitaplarında öğretisini yine aynı yolla aktardığını biliyoruz.

SORU SORMA ÇEŞİTLERİ ŞEMALARI